Yozgat’tan Mısır’a – İhsan Efendi

Yozgat’tan Mısır’a – İhsan Efendi

İnsan olarak ne kadar da zayıf ve aciziz. Her işimizi sağlama alalım, aman başımız ağrımasın; elimiz sıcak sudan soğuk suya girmesin diye çok çabalıyoruz. Elimizdeki nimetlerin farkında değiliz. Onları kaybetmedikçe kıymetini anlayacağımızı da zannetmiyorum. Evimizde elektrik olduğu için hiç şükrettik mi mesela? Ne kadar da sıradan geliyor değil mi bu? Evde elektrik olur, su akar. Bunlar normal şeyler. Acaba bunlara hep mi sahip olacağız? Bu nimetlerin şükrünü hakkıyla eda edebiliyor muyuz?  Bu söylediklerimin başlıkla ne alakası var diyenler olabilir. Ancak unutulmamalı ki bugün çok sıradan gördüğümüz çoğu nimet insanlık tarihi boyunca tahayyül edilemezdi. Artık her şey çok kolay, hızlı ve garanti. Acaba bu garanticilik ve kolaya alışma bizi de köreltmiyor mu? Üşengeçliğe sebep olmuyor mu?

 Âlimlerimiz ilim yolunda nice cefalara katlandılar. Onlar bizim gibi nimetler içinde de yüzmüyorlardı. Nice zorluklarla karşılaşıyorlardı. Ancak yollarından da vazgeçmiyorlardı. Böyle bir girizgâh yaparak biraz düşünmeye vesile olmak istedim. Bu yazımızda Yozgatlı İhsan Efendi’yi ele almaya çalışacağız. Başlıktan da anlaşıldığı üzere Yozgat’ta başlayıp Mısır’da nihayete eren bir hayat yolculuğu onunkisi. Bu bağlam da kaynak olarak hocanın hayat hikâyesini ele alan bir kitaptan faydalandık. ‘Kaybolan Dünyadan Nurlu Bir Sima-Yozgatlı İhsan Efendi’ 1başvurduğumuz kaynak kitabımız. Hayretler içerisinde okunacak bu eseri de tavsiye ederim. Şimdi ana hatlarıyla üstadın ilim ve hizmet yolculuğuna değinelim.

 Köklü ve Yozgat eşrafınca tanınan bir aileye mensup olan İhsan Efendi’nin babası Hacı Abdülaziz Efendi’dir. Hali vakti yerinde olan ve ticaretle uğraşan Hacı Abdülaziz Efendi hayır ve hasenatlarıyla tanınır. İhsan Efendi de bu zatın ilk oğludur ve Abdülaziz Efendi’nin konağında dünyaya gelmiştir. İhsan Efendi ahir ömrüne kadar sürecek olan ilim hayatına mahallesindeki ilkokulda başlar. Bununla birlikte amcasından Kur’an-ı Kerim ve Arapça dersleri alır. İyi dereceyle bitirdiği ilköğretimini Yozgat’ta ortaöğretimi takip eder. Yozgat Sultani Mektebi’ndeki eğitimi devam ederken kendisini dini ilimlere vakfetmeye karar verir. Yozgat’ın en eski medresesi olan Demirli Medrese ’ye başlar. Burada ilim tahsiline devam ederken yapılan bir düzenleme ile medreseler Darulhilafeti’l Aliyye Medresesi adı altında toplanır. İhsan Efendi bu medreseden iyi bir dereceyle mezun olur. Burada dikkat çeken bir hususta İhsan Efendi’nin ailesinin evi yakın olmasına rağmen medresede kalmayı tercih etmesidir. Kendini rahata alıştırmama gayesiyle bunu yapan İhsan Efendi bu amaçla yatakta dahi yatmamıştır. Sebebi sorulduğunda da ‘Nefsi rahat olan Mevla’sını bulamaz’ şeklinde cevap vermiştir. Yozgat’ta hat meşkinde bulunan ihsan efendi Yozgat’taki talebelik yıllarını dolu dolu geçirmiştir. Sadece İslami ilimlerle değil, riyaziyat, Fransızca gibi diğer derslerinde de ciddi bir başarı göstermiştir.  İlmini arttırmak ve yeni ufuklara açılmak gayesiyle 1924 yılında İstanbul’a gelmiş, Odabaşı Kelami Dergâhını ve Fatih Camii’ni kendine mekân edinmiştir. Mezkûr dergâhta Mehmet Akif ile tanışırlar ki ileride de zikredeceğimiz üzere Mısırda da dostlukları devam etmiştir. İstanbul günleri çokta uzun sürmeyen İhsan Efendi daha sonra ilim tahsili için vapurla Mısır’a gider. Hayat hikâyesi anlatılan kitapta ilgimi çeken bir hususta o yıllarda dahi Mısır’da Türkçenin yaygın biçimde kullanılıyor olmasıdır. Resmi evraklarda hala Türkçe ile de yazılmaktadır.  Bu da oradaki Osmanlı izlerinin yıllar sonra dahi sürdüğünü göstermektedir. Ebu’z-Zeheb Talebe yurduna yerleşen İhsan Efendi için Mısır serüveni başlar. Kasım 1924’te Revak’ul Etrak’a kaydını yaptıran İhsan Efendi’nin amacı Alimiye diploması almaktır. Ezher’de birkaç kademe diploma olmakla birlikte Alimiye bunun en üstüdür. İhsan Efendi de daha ilk günden hedefini yüksek tutar. Mısır’a gittikten sonra geceli gündüzlü seneler süren tahsil hayatı 1937 yılında Alimiye diplomasıyla taçlanır. Beş kişilik jüri karşısında girdiği imtihanı verir, ikinci olarak diplomasını almaya hak kazanır. Ali Ulvi Kurucu ’nun naklettiğine göre bu imtihana 950 kişi girmiştir. Talebelerin birçoğunun anadili Arapça olmasına rağmen Yozgat’tan gelen İhsan Efendi onları geçerek ikinci olmuştur. Bu da onun ilme olan iştiyakını göstermektedir.

Biraz da hocalık yaptığı zamanlara değinelim.  Mısır vatandaşı olmayanların Ezher’de öğretim üyesi olamaması sebebiyle İhsan Efendi burada vazife alamamıştır. Ancak kendisini Osmanlı yadigârı bir mekân beklemektedir ki orası da Sultan Mahmut Medresesidir. Bu medresede hocalığa başlayan İhsan Efendi daha sonra saray arşivinde de çalışmaya başlar. Dönemin yöneticisi Kral Fuad saray arşivlerinin tercüme edilmesini istemiştir. Bunun üzerine İhsan Efendiye de davet gitmiştir. Daveti kabul eden İhsan Efendi hem medresede hem de saray arşivinde vazife almıştır. İki işi birden götürebilen İhsan Efendinin zaman yönetimi noktasında disiplinli olduğunu kaynaklar nakletmektedir. Orada bulunduğu sürede bazı Türkçe eserleri Arapçaya çevirerek ilmi kitap hazinesine de katkıda bulunmuştur.

Türkiye’de dini tahsilin sekteye uğraması sonucu 1940’lı yıllarda yüksek dini tahsil amacıyla Mısır’a gelenler olur. Ali Ulvi Kurucu, Emin Saraç, Ahmet Muhtar Büyükçınar, Mustafa Runyun gibi niceleri Mısır’da bulundukları süre içerisinde İhsan Efendi’nin hamiliği altında olurlar. Türk talebeler çeşitli vesilelerle bir araya gelirler, birbirlerini kaybetmezler. İhsan Efendi de bu noktada hem hocaları hem de ağabeyleri olur. Zaman zaman talebeler arasında fitne zuhur etmişse de İhsan Efendi araya girerek talebeleri yatıştırmıştır.

 İhsan Hoca Mısır’da bulunduğu sürede Türkiye ile irtibatı kesmez. O döneme damga vurmuş nice zatlarla ve ailelerle gerek mektuplaşarak gerekse onları Mısır’da ağırlayarak dostluklarını sekteye uğratmaz. Bununla birlikte Mısır’da bulunan âlim ve üstatlarla da irtibatını sürdürmüştür. Mehmet Akif ile sık sık ziyaretleşmiş, İstanbul’da başlayan tanışıklıklarını orada da devam ettirmişlerdir. Mısır’daki talebelerine Akif’in Safahat’ını okutmuş, edebi eserlere değer vermiştir. Mehmet Akif istek üzerine yazdığı meali ona teslim etmiştir. Zikredilen mealin akıbeti apayrı bir yazı konusu olduğundan burada değinmiyorum. Daha detaylı bilgi almak isteyenler gerek dipnotta zikrettiği kitaptan gerekse muhtelif kaynaklardan bilgi edinebilirler.

 Genç yaşında geldiği Mısır’da ilimle, hizmetle ömrünü sürdüren İhsan Efendi ömrünün son demlerinde rahatsızlanır. Birkaç defa kalp krizi geçirir. 1961 yılında geçirdiği üçüncü kalp krizinden sonra toparlayamaz. Temmuz 1961 de hakkın rahmetine kavuşur ve mahşeri bir kalabalıkla cenaze namazı kılınır. Mısır’a defnedilir. Mustafa Sabri efendiyle aynı yerde metfundur.

Kendini ilme, hizmete ve irfana adayan İhsan Efendi’nin hayatında bizler için çokça ibretler vardır. Yozgat’ta başladığı talebelik hayatını ömrünün sonuna kadar kitaplarla ve ilmi çalışmalarla geçirmiştir. Yeni ufuklara açılma, ilim için nice zorluklara katlanma noktasında bizler için iyi bir örnektir. Sadece ilmi çalışmalarla yetinmemiş, hizmette de en ön saflarda yer almıştır. Talebelerle ilişkileri hizmet noktasında bizlerin dikkatini çekmelidir. Dünyanın dört bir yanından gelen talebelere hamilik etmiştir. İhtiyacı olanlara gücü nispetince yardımcı olmuş, rahatsız olduğu dönemde bile ziyaretine gelen talebe ve arkadaşlarını reddetmemiştir. Zahidane bir hayat yaşamış, kendisini yakinen tanıyanlarda güzel bir intiba bırakmıştır. Rabbim mekânını cennet eylesin. Rahmet olsun.

Yunus Emre ALBAYRAK

KAYNAKÇA


1 İhsanoğlu Ekmeleddin, Kaybolan Dünyadan Nurlu Bir Sima-Yozgatlı İhsan Efendi, Doğan Kitap, 2018

96

Yunus Emre ALBAYRAK

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi/İlahiyat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir