Takvim Yaprakları

Takvim Yaprakları

Bilmiyorum fark ettiniz mi? Başladığımız hiçbir işi güzelce tamamlayamıyoruz. Hüsranla dolu, unutulan güzel hikayelerin baş kahramanıyız. Dijital meselelerden hafızamız kayboluyor. Tüketim toplumundan da bu beklenirdi zaten. Her güzel mefhumu kullanmak, tüketmek ve bir kenara atmak… Hevesimiz kaçıyor değil mi, hevesimiz? Kararsız, hevesi çabuk geçen; bugün şunu yarın ötekini beğenenler bizleriz. Daha kısası da mevcut lügatımızda: “Maymun iştahlı olmak”  

Bu iştahın birçok sebebi mevcuttur. Yazmakla bitmez deyip iddialı bir cümle kurmayacağım biter ama sebeplerden birine değinip, sizlere ve kendime hatırlatmak istiyorum. İntizamsızlık ve sürekli olamama…

 Müslümanlar birbirini uyarmalı, nasihatleşmeli. Bu birbirimiz üzerindeki hakkımız. 

İntizamsızlık ve sürekli olamamaya o kadar çok önem veriyorum ki bazen bu iki davranışın biz Müslümanların atıl kalmasındaki en önemli sebeplerden biri olarak görüyorum. 

Biz çok fazla sohbete iştirak ettik. Pek fazla motivasyon konuşmalarının içinde dinleyici olduk. An geldi yanıp tutuştuk, an geldi gözyaşlarımızı usulca elmacığımza doğru döktük. Tüm bunların üstüne değişim yeminleri ettik, and içtik: 

“ulan bir daha bu işe yönelirsem.” 

“bu şekilde devam edemem.” 

Aynaların karşısına geçip “okuyor musun gafil mi kalıyorsun ne yapıyorsan yap. Kendine çeki düzen ver sana sabrım kalmadı artık!” deyip öfkeli bir halde vücudumuzun her zerresini de mutlaka süzmüşüzdür. 

Ve inanıyorum ki tüm bu yaşanılan hallerde samimiydik, istekliydik, mezkur duygularımız gösteriş için ve yapmacık değildi. Peki niye olmadı? Niye olmuyor? Niye hüsranla sonlanıveriyor bunca güzel saf duygular? O vücudumuzu yakıp kavuran ateş bir anda nasıl da sönüveriyor?

Ne yani ümitsiz mi olalım zaten sonu hüsranla bitiyor diye? Tabii ki de hayır. Lakin umudumuzu tek başına bir başına bırakmamamız gerektiğini düşünüyorum. Umuda destek verecek fiillerimiz olmalı, olmak zorunda!

Nasıl yani? 

Örnekler güzeldir, hayatımızı kurtarır. Gelin hayatımızın her anında bizim yegane yol göstericimiz, örneğimiz Peygamberimiz Muhammed aleyhi’s-salat’u vesselam’ın bizlerin ibret alması için yaşadığı Hendek Gazvesi’ne gidelim.

Kazı işi devam ediyordu. Bir ara, Sahabîler sert bir kayaya rastladılar. Onu parçalamaya uğraşırken balyoz, kazma kürek gibi bir sürü âletleri kırıldı. Yine de onu parçalamaya muvaffak olamadılar. Durumu, o sırada kıldan dokunmuş çadırının içinde dinlenmekte olan Resûlullah Efendimize haber verdiler:

“Yâ Resûlallah! Karşımıza kazı esnasında ak bir kaya çıktı. Onu bir türlü parçalayamadık! Bu husustaki emriniz nedir?”

Peygamber Efendimiz, Selman-ı Farisî`nin balyozunu aldı. “Bismillah” diyerek kayaya bir darbe indirdi. Kayanın üçte birini yerinden kopardı ve “Allahü Ekber, bana Şam`ın anahtarları verildi! Vallahi, ben şu anda Şam`ın kırmızı köşklerini görüyorum” buyurdu.  Sonra, yine “Bismillah” deyip kayaya balyoz ile ikinci darbeyi indirdi. Kayanın üçte biri daha parçalandı. Yine, “Allahü Ekber, bana Fars`ın anahtarları verildi! Vallahi, şu anda ben, Kisra`nın Medâin şehrini ve onun beyaz köşklerini görüyorum” buyurdu.

Ondan sonra üçüncü defa yine, “Bismillah” deyip balyoz ile vurdu. Kayanın geri kalan kısmını da yerinden kopardı.

Yine, “Allahü Ekber, bana Yemen`in anahtarları verildi! Vallahi, şu anda ben, San`a`nın kapılarını görüyorum” buyurdu.1

Hendek’teki ilkeli duruş gözlerden kaçmamalı. Sorumluluk almak neymiş? İşte buymuş.

Peygamberimiz(sav)’in mü’minlere güç verip, umut aşıladığını görüyoruz. Tam da o sırada hendek kazılıyor hendek! Yani saldırmıyoruz, savunmadayız ve sayıca eksiğiz. Her şeye rağmen Şam’ın, Medain’in, Sana’nın İslam’la şerefleneceğini vaat ediyor Efendimiz(sav).

 Peki bunu rahatça oturduğu yerden mi yapıyor yol göstericimiz (sav)? Rahat bir döşek üzerinde meyve yerken diye bir ibare de okumadık değil mi? 

Hiçbiri değil. O (sav) Müminlerin en dara düştüğü anda, umutların tükenmeye yüz tuttuğu bir anda eline balyozu alıp bu cümleleri haykırıyor. Yani umuda temel olacak bir fiil var ortada. Umudu destekleme var.

Bizim eksik kaldığımız ve yanılgıya düştüğümüz kısım bu işte.

İnsanlar doğruyu bildiğini iddia eder. O beklenen güzel günlere götürecek yolların, hareketlerin, sorumlulukların nereler ve neler olması gerektiğinin az çok farkındadır ve birçoğumuz:

 “şöyle yapmalısın.” 

“bunu yapmalıyız.” 

“bu böyle olur.” Minvalinde pek harika konuşmalar yaparız. Peki iş fiille desteğe gelince… Kimse o balyozu almak istemez. Ürkütücüdür nitekim. 

Kimimizin kıyafeti buna müsait değildir, kimimizi çok daha önemli işleri beklemekte. Kimimiz ise “zaten biri bu işi yapacak nasıl olsa hiç çamura girmeye gerek yok” deyiverip kendini bir güzel sıyırıverir. Kimimiz “iyi de kayayı kıracak güç bende yok ki!” diyerek cesaret edemez, zayıflık gösterir. Kimimiz bu işi bayağı bulup kendisine yakıştırmaz, kimimiz de balyozu beğenmez. 

Nebi(as) şöyle buyurmuştur:

Bir adam: “Ey Allah’ın resulü, Allah’a hangi amel daha sevimlidir?” diye sordu. Resulullah (sav): “Yolculuğu bitirince tekrar yola başlayan” cevabını verdi. “Yolculuğa bitirip tekrar başlamak nedir?” diye sorunca: “Kur’an’ı başından sonuna okur, bitirdikçe yeniden başlar” cevabını verdi. 2

İşte sürekliliğin önemi ortada. İntizamlı ve sürekli olmanın gereği tam da burada. 

Bak! Hayatımızın büyük bir bölümü ne yaptığımızın farkında olmadan, disiplinden uzak bir vaziyette yitip gidiyor. Değişim şart, toparlanmak mecburi. 

Hiçbir işimizi güzelce tamamlayamıyoruz. Nice değerli işler sürekli olamamak ve intizamlı bir yaşamdan uzak olmaktan dolayı avuçlarımızdan kayıp gidiveriyor. Allah’ın bize nasip ettiği yetenekleri sırf bu hasletleri tatbik edemediğimiz için kaybediyoruz. Ne üzücü!

Kalbe sirayet eden çok hoş bir paragraf var. Bir de o bize nasihatte bulunsun ve hep birlikte keşmekeş hayatımıza geri dönelim:

Günler, haftalar, aylar, mevsimler geçiyor. Takvim yaprakları git gide azalıyor. Ve biz hayatımızda hiçbir değişiklik yapmayı göze alamadan, alıştırıldığımız gibi yaşamaya devam ediyoruz. Bir gün son günümüz olacak ve o gün duvara toslayacağız. Biriktiremediğimiz hayattan ayrılıp, öleceğiz. “O güne çok var” diyen takvim yapraklarına baksın.”

Davamızın sonu el-hamdü’lillahi Rabbi’l alemindir.


DİPNOT


1 Taberî, Tarih, 3:46
2 Tirmizi, Kıraat ,2948

158

Abdulkadir Enes KÖYLÜOĞLU

Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi | İslami İlimler

Takvim Yaprakları” için 2 yorum

  • Kasım 11, 2021 tarihinde, saat 2:18 pm
    Permalink

    Karşılığını alamadığımız sözleri başkaları değil biz veriyoruz. Üstüne bundan utanmadan hesap soruyor ya da nasihat veriyoruz. Güzel bir yazıydı teşekkür ederim.

    Yanıtla
    • Kasım 11, 2021 tarihinde, saat 2:29 pm
      Permalink

      Eyvallah, rica ederim.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir