Mihmandar

Mihmandar

Şubat ayının 29 çektiği bir yılda bulageldi ayrılık beni
Yeri değiştirilince küsüveren bir çiçek kadar bile nazlanamadım dünyaya 
Halbuki ben bin fersah öteden getirmiştim avucumun içinde; parmaklarımın arasında sızmayı bekleyen hevesimi 
Bilmezdim dudaklardan bir çırpıyla dökülebilen, yalnızca şiirlerden bildiğim, üç heceli bir kelimenin tarumar gücünü
Beni bana sürgüne gönderdiler sanki
Beni uzak ülkelere sürgüne gönderdiler.

Kaldırımların benimle bir derdi var bu sıralar  
Bisikletlilerin geçmesine, bitkilerin yeşermesine mani olan onlar değilmiş gibi kendi yolunda önüne bakan bu biçareden ne isterler bilemedim.
O biçareki düşüncelerinin ağırlığından boynunu doğrultamayan..
Eskiden uzaklara sadece manzara seyretmek için bakılır sanırdım
Neler varmış oralarda sızlayarak tecrübe ettim.

Maddesi olmayan bir şey nasıl olurda insanın sırtına bunca gamı birden yükler 
Neden aynalar hep yağmurlu günlerde dile gelir 
Benim her köşe başında beklediğim kimdir
Bir dostun sesi nasıl böyle uzaktan gelir 
Kırmayı bilmediğim bunca cevizi neden ceplerimde taşıyıp duruyorum?

Şükür ki gözler yalnızca kalbin aynası
İçimden konuştuklarıma artık kendim bile dayanamamaya başladım.
Ortalığa düşmüşüm ayrılıklar geçiyor üzerimden 
Ben bir kış günü titreyerek soğuk toprağın altına canımdan bir parça koyup arkama bile bakmadığımda anladım bu dünyanın mihmandar olduğunu.
Kaç bahar geçti sancılarım geçmedi 
Bu mihmandarın verdiği her ikram zehir zemberek sanki
Kaçıp kurtulduğumda anladım tatlarını
Kaçıp kurtulduğumda sonsuz olana 

Meğerse kurtulmak için çırpındığı kuyuya kendi kendini bağlamış anahtarıda elinde olan divâne benmişim.
Bir kuşun kanat çırpışı kadar kısa olan şu ömr-ü zindana boşlukta sallanan onca mânâ yüklemiş olan gafil benmişim.
Rengarenk bir bahar kelebeği zannettiği huzurun kapkara bir karga olarak kendisine çıkageldiği sevgi hoyratı benmişim.
Sonu deryaya açılacak zannettiği yolları yokuş yukarı yokuş aşağı arşınlayan ve her seferinde hezimetle duvara toslayan o avâre benmişim.

Hüznümün rüzgarına takılıp o uzak sürgünlere gitmeseydim, 
Ellerimi cebime atıp o cevizleri bilmeseydim, 
Kargaları kelebek sanıp gafletin rutubetli evinde kalmaya devam etseydim,
Nice olurdu halim a dostlar?

120

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir