Kökü Mâzide olan Ati: İmam-Hatip Okulları

Türk milleti Orta Asya’dan itibaren eğitime önem veren toplumlardan olmuştur. Savaşçı bir millet olması askeri eğitim sistemini güçlendirmiş, bu sebeple tarih sahnesinden hiç düşmemiştir. 751 yılında İslamiyet’i benimsememizle birlikte dinimizin “Oku” emriyle beraber eğitime verilen değer artmıştır. Osmanlı ve Selçuklu Medeniyetinde kurulan medreseler, külliyeler vb. eğitim kurumları yıllarca coğrafyamıza ve dünyanın 3 kıtasındaki insanlara hizmet etmiştir. Avrupa’nın reform ve Rönesans dönemine dek insanlığa yapılan katkımız sürmüştür. Dünya üzerinde ilk uygarlıkların bilim adına yaptığı çalışmaların İslam Medeniyetinde olması, burada bulunan geçmiş kültürü ortaya çıkararak ve geliştirerek muhafaza etmesi Avrupa’daki çeviri hareketlerinin temelidir. Rönesans ile aydınlanan Avrupa ve çeşitli siyasi olaylarla Osmanlı Devleti’nin gerilemeye başlamasıyla eğitim kurumlarımız eski sürekliliğini maalesef yitirmiştir. Bu süre zarfında Osmanlı, teknoloji, sağlık askeri sistemlerde Avrupa’daki çalışmaları takip ettiği gibi eğitim konusunda Avrupa’daki sistem ve çalışmaları medeniyetimizde uygulamaya başlamıştır. Devletin son dönemlerinde özellikle askeri eğitime ve mühendisliğe yapılan yatırımlar ciddi derecede önem taşımaktadır. Günümüzün köklü ve sayılı eğitim kurumları o dönemin ilk kuruluşlarından oluşmaktadır. Yapılan bu çalışmalar neticesinde ve medrese sisteminin zayıflaması nedeniyle cami ve din görevlilerinin birtakım konularda eksik ve yetersiz kaldığı görülmüştür. Ayrıca yetersiz kalması, bu alandaki görevlilerin medrese dışında özel bir eğitime tabi tutulmaması nedeniyle dini anlamda toplumda görülen cehaletin bu alanda hizmet veren insanlara da sıçraması yaşanmaya başlamıştır. Bu sebeple imam ve hatip yetiştirmek üzere 1913 yılında “Islâh-ı Medâris” programı çerçevesinde Medresetü’l-eimme ve’l-hutabâ adıyla bir okul açılmıştır.  Cumhuriyetin ilanı ve modernleşme adımları kapsamında çıkarılan kanunlarla bu okullar ve medreseler tümüyle kapatılmıştır. Ayrıca aynı dönemde kapatılan imam hatip okullarında bulunan öğrenciler, yeniden açılan 4 yıllık imam hatip mekteplerine yerleştirilmiş, din derslerinin yani sıra hesap hendese astronomi fizik vb. fenni ilimler de eklenmiştir.  Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan siyasi hadiselerden imam hatip kurumları da nasibini almıştır. Yapılan değişikler kapsamında kimi zaman din dersleri dahi imam hatip okullarındaki programdan çıkartılmıştır. Bir kısım siyasiler halkın dini eğitime ihtiyaç duyduğunu ifade ederek bu okulları ön plana çıkarsa da din görevlisi olmanın eskisi gibi cazip gelmemesi sebebiyle öğrencilerin bu okullara ilgisi azalmıştır. Ülkede yaşanan siyasi atmosferle yasakların da gelmesi insanları tedirgin ettiğinde bir süre sonra bu okullar kapanmıştır. Siyasi iktidarın değişmesi ve birtakım yasakların kaldırılmasıyla birlikte milletimiz dini yaşama anlamında özgürlüğe kavuşmuş bu dönemde önceden kapatılan kurumların ihyaları gündeme gelmeye başlamıştır. Dönemin milli eğitim bakanı Tevfik İleri de İmam-Hatip Okullarının ihyası konusunu devlet adına ileri sürecek kişi olacaktır.  Bu doğrultuda 13 Ekim 1951 tarihinde günümüzdeki imam-hatip kurumlarının önündeki engelleri kaldıran karar Müdürler Komisyonun toplantısında alınmıştır. Bu karardan dört gün sonra 17 Ekim 1951 günü Mahmud Celaleddin Ökten hocamızın öncülüğünde “İstanbul İmam-Hatip Okulu” adıyla Vefa Lisesinin karşısında bulunan Zeyrek Ortaokulu binasında İmam-Hatip müfredatında eğitime başlanmıştır. Celaleddin Ökten Hoca, bu okulun ilk müdürü olmuştur. Kurulan okulda alanında ihtisaslı birçok hocamız görev yapmıştır. Bu okulu takiben Ankara, Adana, Konya, Kayseri, K. Maraş, Isparta illerinde imam-hatip okulları açılmıştır. İstanbul İmam-Hatip Okulu başta olmak üzere başlangıçtan itibaren açılan okulların binaları halk tarafından karşılanmış, 1955 sonrası yapılan okullar devlet-millet iş birliği ve okulların maddi-manevi ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan vakıflar tarafından devam ettirilmiştir. Anadolu Coğrafyamızdan gelen öğrencilerimiz için yurt çalışmaları yürütülmüştür. Bu okullarda verilen eğitim, 1954 yılına kadar dört yıl süreyle ortaokul seviyesinde sürdürülmüştür. 1954-1955 eğitim öğretim yılında üç yıllık lise bölümü İstanbul İmam-Hatip Lisesi açılarak imam-hatip öğrencilerinin yükseköğrenim görmesinin ilk adımları açılmıştır. İmam-Hatip okullarının orta kısmında Kur’an-ı Kerîm ve tecvid, Arapça, tefsir, akaid, kelâm, din dersleri, fıkıh usulü, siyer ve ahlâk, hadis ve hadis usulü, Türkçe, Türkçe hitabet, el yazısı, psikoloji, tarih, coğrafya, yurttaşlık ve kanun bilgisi, matematik, fizik, kimya, beden eğitimi, müzik, tabiat bilgisi, sağlık bilgisi, Türk-İslâm sanatı, yabancı dil, resim-iş dersleri; lise kısmında ise Kur’an-ı Kerîm ve tefsir, Arapça, İslâm felsefesi ve kelâm, fıkıh ve ferâiz, dinler tarihi ve İslâmiyet, hadis ve hadis usulü, psikoloji, sosyoloji ve ahlâk, mantık, Türk-İslâm sanatları, Türk dili ve edebiyatı, tarih, coğrafya, fizik, kimya, biyoloji ve sağlık bilgisi, matematik, kozmografya, beden eğitimi, müzik, millî savunma, resim, yabancı dil dersleri bulunuyordu. İmam-Hatip okullarının müfredatındaki meslek derslerinin ağırlığı yaklaşık %40, kültür derslerinin ağırlığı ise %60 olarak tespit edilmiş olup bu oran daha sonraki düzenlemelerde de korunmuştur. İmam-Hatip okullarından mezun olan öğrencilerin yükseköğrenim görmesine katkı sunması hedefiyle 1959 yılında ilki İstanbul`da olmak üzere Yüksek İslam Enstitüleri kurulmuştur. Bu okullar günümüzdeki İlahiyat fakültelerine dönüşene kadar sadece imam-hatip liseleri öğrencilerini kabul etmiştir. Bu çalışmalar doğrultusunda imam-hatip liseleri halkımızın teveccühüyle prestij kazanmıştır. Ancak halkın olağan üstü ilgisinden ötürü rahatsızlık duyanlar imam-hatip okullarını siyasi polemik haline getirmeye çalışmışlardır. Bu kurumlar kimi zaman sayıca azaltılmasına, kimi zaman da tamamen kapatılma tehlikesine rağmen halkın ilgi ve desteğiyle yıllar ilerledikçe öğrenci sayısı artmıştır. Özellikle 1960 ihtilalinde İstanbul, Ankara, Erzurum, İzmir olmak üzere dört şehir dışındaki okulların kapanmasına yönelik teklif hazırlansa da bu teklif uygulanmamış, aksine Bursa`da da yeni bir okul açılmıştır. 1965 yılında hükümet tarafından bu okullara yükseköğrenim yolunun açık tutulacağının zikredilmesinin ardından 26 okul, 11.000 olan öğrencisi olan kurumların okul sayısı 69, öğrenci sayısı 42.750`ye ulaşmıştır. 12 Mart 1971 sonrası siyasi atmosferden imam-hatip okulları da nasibini almıştır. Öyle ki ilköğretim kurumlarını geçtiği gerekçesiyle Ankara Üniversitesi tek tip ortaokul modeli sunmuş ve bu teklif kabul edilmiştir. Hükümet imam-hatip okullarının ortaöğretime uyacak şekilde ıslah edilmesi için bu kararı uygulayarak lise bölümü 4 yıla çıkarılıp ortaokul bölümü kapanmıştır. Yükseköğrenimde ise yüksek İslam enstitüsü dışındaki hukuk, mühendislik, tıp vb. çeşitli bölümlere geçişini fark dersi vermek suretiyle koşullandırmışlardır. Bu surette imam-hatip okulları sadece lise bölümüyle eğitim hayatına devam etmiştir. Hatta bir velinin kızını İmam-Hatip lisesine kaydetmek istemesi üzerine hukuk mücadelesi sonucu 1976 yılında kız öğrenci alımına da başlanmıştır. Kız öğrencilerin alımıyla gücüne güç katan kurumlarımız hem de kızların okutulmasına teşvik etmiştir. Nitekim karma eğitim modeli yerine kız erkek ayrı sınıflar bazı aileler için cazip görülmüştür. 1990 yılına kadar tüm engelleme girişimlerine rağmen halkın ilgisi bu kurumlara azalmamıştır. Ancak Kimi kesimler tarafından bu okullar tehlike olarak görülmeye devam edilmiştir. Bu nedenle istihdam edilmesi yönünde kısıtlamalar istenmiştir. İmam-Hatip Liselerine en büyük engelleme 28 Şubat döneminde yaşanmıştır. Yükseköğrenime geçişte katsayı uygulaması, ilahiyat dışındaki bölümlere girmeyi kısıtlamak amacıyla uygulanmış, kısmi olarak ilginin azalmasına sebep olmuştur. Tüm bu engellemelere rağmen imam-hatip liseleri varlığını sürdürmüş ve milletimizin dindar nesillerine yuva olmuştur. İmam-Hatip liselerinden mezun olanlar imam-hatip geleneğinin ve kültürümüzün etkisiyle mezun olduktan sonraki hayatlarında da çeşitli buluşma, toplantı ve yemeklerle bir araya gelerek dayanışma içerisinde dostluklarını sürdürmektedirler. Bu kadar engellemelere rağmen imam-hatip mezunları çeşitli alanlarda ihtisaslarını tamamlayarak alanında uzman kişiliklerinden olmuştur. Ülkemizdeki din görevlilerinin yetişmesi için kurulan daha sonrasında farklı alanlarda dindar nesilleri yetiştiren imam-hatipler, katsayı sistemine rağmen hukukçular, doktorlar, mühendisler ve iktisatçılar yetiştirmiştir. Tüm engellemelere rağmen sessiz bir devrim gerçekleştiren imam-hatip mezunları siyasete yönelmiş kimileri de başbakan, bakan hatta cumhurbaşkanı olmuştur. Ülkenin yönetiminde söz sahibi olan imam-hatipli başbakan kendisinin katsayı zulmünden nasibini aldığını söyleyerek yeni nesillerin bunu yaşamaması adına bu uygulamaları bertaraf ederek imam-hatip kurumlarını güçlendirmiştir. İmam-Hatip okulları kimi zaman kendini bilmezler tarafından tartışma konusu olsa da milletimiz kökünü maziden alan ve özünü en güzel yansıtan bu kurumlara sahip çıkarak tüm asimile çalışmalarını boşa çıkarmaktadır. İmam-Hatip okulları tüm asimilasyon çalışmalarına rağmen dindar ve dünya yaşamı üzerine fikirleri olan idealist nesiller yetiştirmeye devam etmektedir. Günümüzün imkanları doğrultusunda rahat bir dönem yaşayan okullarımız tartışma gündemi edilse de görevini tüm kısıtlamalara rağmen sürdürecektir. Kökü mazide olan ati; yoluna çıkan engellere rağmen Türk Milletinin ve Müslüman coğrafyanın özünü koruyan nesillere yuva olmaya devam edecektir.

92

Emirhan Çelebi

Medeniyet Üniversitesi / Bilim Tarihi

Kökü Mâzide olan Ati: İmam-Hatip Okulları” için bir yorum

  • Ekim 27, 2022 tarihinde, saat 5:05 pm
    Permalink

    Çok güzel bir yazı olmuş kaleminize sağlık…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir