KİTÂB

KİTÂB

“kitâb” 1 كِتاَبٌ

“el-Kitâb” 2 اَلْكِتاَبُ

Kitap denilince ilk akla gelen, daha doğrusu gelmesi gereken!

Ama çoğu zaman unutulan, ihmal edilen, okunsa da metniyle yetinildiği için manası feda edilen…

Dünyada en çok ezberlenen, ama en çok anlaşılmadan okunan ve telaffuz edilen…

Bütün kitapların, tek bir kitabın anlaşılması için olduğu ifade edilerek onların okunması O’nun aracılığıyla sağlanan ama kendisi yine aynı sebeple gölgede kalan…

Kitabı yorumladığı ifade edilenlerin görüşlerinin ve kitaplarının bile kendisinden daha çok gündem olduğu Kitab!

Öyleyse “Kitab” bizim neyimiz?

Geçmişi doğru öğrenmemize yarayan bilgi kaynağımız mı?

Gündemi takip ettiğimiz haber kaynağımız mı?

Günümüzün değer yargılarını oluşturmada temel dayanağımız mı?

Geleceğimizin inşasında müracaat kaynağımız mı?

Uygulamalarımıza bakarsak hiçbiri!

Aslına bakarsak hepsi.

Neden mi?

Okuyalım görelim; 

Haris el-A ‘ver anlatıyor: “Mescide uğradım, insanların boş konuşmalara daldıklarını gördüm. Hz. Ali’ye gelerek durumu haber verdim.

-“Gerçekten böyle mi yapıyorlar, bu durumdalar öyle mi ?” dedi.

-“Evet” deyince

-“Peygamber’in ‘ilerde fitneler/kargaşalar olacaktır’ buyurduğunu duydum” ve:

-“Peki, ondan kurtuluş,  çıkış nasıl olabilir, ey Allah’ın Rasulü ?” diye sordum. Şöyle buyurdu:

-“Allah’ın Kitabı’na sarılmakla. Çünkü onda sizden önceki toplumların ibretli, kulluğa yöneltici haberleri, sizden sonra olacakların duyurusu vardır.

O Kur’an’ın bilgisinin tamamı önemli, kulluğa faydalıdır. Kesinlikle içinde lüzumsuz, anlamsız ve maksatsız bir söz yoktur.

Kim onu akılsızlığından, kafasızlığından dolayı terk ederse Allah onun belini kırar, öyle dünya yükleri verir ki işi biter, ahirette de hesap onu yere yıkar. Kim cennete gidecek yolun tarifini/hidayeti başka yerde ararsa Allah onu saptırır, yoldan çıkarır.

O, Allah’ın sapasağlam kurtarıcı ipidir.

O, hikmetli/insan için gerekli mana derinliklerine sahip olan zikir, gündem maddesidir.

O, tam hedefe götüren dosdoğru yoldur.

O, kendisine uyulduğunda arzuların yanılmadığı, sapmadığı, o konuşulduğunda, onunla konuşulduğunda dillerin yalan şeyler söylemediği, âlimlerin doymadığı, çok okumakla eskimeyen, cazibesini yitirmeyen, okuma hevesi geçmeyen, harikuladeliği, şaşırtıcı gerçekleri tükenmeyen bir kitaptır.

O cinlerin işitip de şöyle dediği bir kitaptır: “Gerçekten biz, doğru yola ileten harikulade güzel bir Kur’an dinledik ve ona iman ettik.” 3

Kim ondan bir haber getirirse, doğru söylemiş olur.

Kim onunla amel ederse, uygularsa ecir alır, mükâfat bulur.

Kim onunla hükmeder, karar verirse adil olur.

Kim insanları ona davet eder,  çağırırsa doğru yola, cennet yoluna iletmiş olur.”

(Rivayeti aktardıktan sonra Hz. Ali Haris’e hitaben şöyle dedi):

-‘ Ey (Haris el-) A’ver bu öğütleri dinle, kulağına küpe olsun, sakın unutma…” 4

Çare olarak bizlere sunulan ortada; o da kitabımızla barışmak, harikuladeliklerine kulak vermek, ibretli kıssalarını takip etmek, “en büyük/en önemli haber” 5 lerini izlemek, helal ve haram sınırlarını korumak, vaat ettiği cennet için çalışıp çabalamak ve bunu başta ailemiz olmak üzere akraba ve yakınlarımız, arkadaş ve komşularımızla paylaşmak “gündem konusu” 6yapmak…

Günümüzdeki kullanımıyla kitap, bilginin iki kapak arasında yazıya aktarılmış şekli. Ama Kur’an için bu hale gelmeden yani toplanıp Mushaf’a dönüşmeden önce de bu isim kullanılmıştı. Elde henüz yazılı bir nüshası yokken de O “Kitab” dı. Kur’an’ın “Kitab” oluşu, modern anlamda baskısı yapılan bir eser ya da kelimenin Arapça karşılığındaki ilk anlamıyla alfabe kullanılarak kayda geçilmiş bir yazı metni oluşuyla ilgili olmaktan daha çok insanlara yasa ve yazgı kılınmış kurallar bütünü ve hidayet kaynağı olmasıyla ilgilidir.   

Bunu yine kitabın ayetleri içinde anlamaya çalışırsak şu ifadeyle karşılaşırız;

… يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُواكُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ

“Ey iman edenler! Oruç size yazıldı” (yasa ve yazgı, farz kılındı.)7….

Bu ayetteki كُتِبَ ifadesinde kastedilen, bunların Müslümanlara yasa ve yazgı kılındığıdır. İnsanların kullandığı ifadelerdeki ‘alın yazısı buymuş’ gibi. Hâlbuki insanlar da bilirler ki bahsettikleri insanın alnında herhangi bir yazı söz konusu değildir. Mecazen Allah’ın takdir edip de hakkında razı olduğu şey kastedilmiştir. Levh-i Mahfuz’da aslı kaydedilmiş olanın insanlara yasa ve yazgı kılınmasını hatırlatan bir ifade olmuştur  “Kitab” ismi.

Ama ne hikmetse bizlerin hayatının tamamını yönlendirmesi istenen ve bunun gerçekleşebilmesi için periyodik bir şekilde anlayarak, düşünerek okumamız ve peyderpey uygulamamız gereken bu “kitab”ı, diğer kitapları merakla okuduğumuz kadar okuma ve el altında başucu kitabı olarak bulundurma zahmetine bile girmez olmuşuz.

“Kitab”ın diğer ismi olan  اَلْقُرْاٰنُ  “Kur’an” 8 kelimesinin kökü ile ilgili yapılan değerlendirmeler ise üç farklı anlamı çağrıştırıyor bize:

  1. (Sürekli, tekrar tekrar) okunan,
  2. (Candan) yakın dost,
  3. (İnsanın ihtiyacı olan her şeyi) kapsayan,  toplayıp bir araya getiren.

Her biri mesaj yüklü anlamların; okuyacağız, anlayacağız,

O’nu can ciğer dost bilip sürekli irtibat içinde olacağız,

Ve ihtiyacımız olan hidayetin kendisinde olduğu bilinciyle alternatiflerine karşı müstağni davranacak O’nunla yetineceğiz.

اَلْقُرْآنُ غِنيً لاَ فَقْرَ بَعْدَهُ وَ لاَ غِنيً دُونَهُ

Kur’an öyle bir zenginliktir ki, ne ondan sonra bir fakirlik, ne de onun dışında bir zenginlik vardır.9

Tabi ”yaşayan Kur’an” Rasulullah (s.a.v.)’in bize yansıyan yönü sünnetini bunun dışında görmeyerek. Çünkü Kur’an’la sünnet bedenle ruh gibidir, birbirinden ayrı düşünülemez.

Rabbimiz “Kitab”ında Kur’an için birçok isim daha kullanır ve her birisi de “Kitab”ın bize yansıyan bir yönünü ifade eder;

Ümmü’l-Kitab10, el-Furkân11, ez-Zikr12, en-Nûr13, er-Rûh14, el-Hudâ15, eş-Şifâ16, el-Mecîd17, el-Mesânî18, Mev’ıza19, Beyan20, Rahmet 21 ve daha niceleri…

Ümmü’l-Kitab; Kitapların anası, aslı, esası, insanın onsuz olmazı, Allah’ın insanın hayatına dair belirlediği yasa ve yazgılar bütünü,

Furkan; Hayatımızın her anında karar merciimiz olan, müracaat etmemiz gereken, değer yargılarımızı belirleyen, helali-haramı, doğruyu-yanlışı, güzeli-çirkini, iyiyi-kötüyü öğreten,

Ümmü’l-Kitab; Kitapların anası, aslı, esası, insanın onsuz olmazı, Allah’ın insanın hayatına dair belirlediği yasa ve yazgılar bütünü,

Furkan; Hayatımızın her anında karar merciimiz olan, müracaat etmemiz gereken, değer yargılarımızı belirleyen, helali-haramı, doğruyu-yanlışı, güzeli-çirkini, iyiyi-kötüyü öğreten,

Ruh; Hayat kaynağı, canlılık vesilesi, o olmazsa insanın ruhsuz, hissiz, ölü gibi kaldığı, insanın kendisinden besleneceği can damarı,

Hüda; Şeytan ve dostlarının saptırmalarından, yollara döşedikleri günah mayınlarından insanı sağ salim hedefe ulaştıracak tek rehber, kılavuz,

Şifa; İnsanın manevi buhranlarına, stres, depresyon ve bunalımlarına, aile geçimsizliklerine, kardeş kavgalarına, toplumsal çalkantı ve çatışmalara tek şifa reçetesi ve sekinet kaynağı,

Mecîd; Şerefli, şeref sahibi, şeref kaynağı, kim kendisiyle ne kadar birlikteyse o kadar şerefli, onun dışında şeref ve izzet aranmaması gereken,

Mesânî; Anlattıklarını tekrar tekrar anlatan, aynı zamanda mükafat ve cezayı, azabı ve rahmeti, cenneti ve cehennemi birlikte zikredip insanın fıtratına iki yönlü hitap eden,

Mev’ıza; Nasihat ve öğüde muhtaç insanlık için yegâne nasihatçi ve en güzel öğüt,

Beyan; İnsanın ihtiyacı olan her şeyi en ince ayrıntısına varıncaya kadar açıklayan,

Rahmet; Rahman olan Allah’ın kullarına Rahmetinin en güzel tecellisi, en büyük nimeti, bu rahmetinden yeterince nasiplenenlerin, cennetinde yine O’nun rahmet ve nimetine kavuşacağı vadedilen edilen “Kitab”.

Bütün bu yönlerinin gereğini yerine getirerek okuyabilmek ve uygulayabilmek için Rasulullah’ın tavsiyelerinden birine daha kulak veriyoruz;

“Anlamını düşünmeden okunan Kur’an’da hayır yoktur. İlimsiz cahilce yapılan ibadette de hayır yoktur. Gerçek Fakih (dinde ince anlayış ve kavrayış sahibi kimse) şu üç özelliğe sahip olandır.

  1. İnsanları Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşürmeyen
  2. Allah’ın azabından emin kılmayan
  3. İnsanları Kur’an’dan başka kaynaklara yönlendirmeyen.”22

Kıraatin ve tilavetin sevap vesilesi olduğu kadar hidayet için de gerekli olduğu ve bunun da gerçekleşebilmesi için kavramsal olarak anlamı da barındırması gerektiğini ifade ediyor hadisin ilk cümlesi.

 İkinci cümlede ise bunun ibadet için geçerli olan kısmı açıklanarak, okumanın anlam olmadan gerçekleşmesi nasıl mümkün değilse ve yokluğu o oranda hayırdan mahrumiyet anlamına geliyorsa, ibadetin de ilim ve bilinçten yoksun olamayacağı ve yokluğunun aynen hayır noksanlığını beraberinde getireceği bildiriliyor.

Tabi bu ne anlam için metni feda etmeyi, ne de manayı görmezden gelerek ibadet için sadece metinle yetinmeyi gerektirir. Rasulullah (s.a.v.)’in uygulamalarında olduğu gibi ikisini de birbirinden ayırmadan bütünlüğü korumayı gerektirir.

Fakih (dinde ince anlayış ve kavrayış sahibi kimse) için sayılan şartlar da aynı önemi taşımakta ve ne kadar da ihtiyacımız olan şeyler aslında; 

Ne insanları Allah’ın rahmetinden ümit kestirecek şekilde ne Allah’ın azabından emin kılacak şekilde davranmalı. Bir olumsuzluğa sebebiyet vermeden itidalli bir şekilde ve hidayet için Kur’an ve onun yaşantı biçimi olan Sünnet dışında farklı arayışlara sevk etmeden tıpkı Rasulullah’ın ashaba, ashabın da tabiine yaptığı gibi hidayeti de, ilmi de, usulü de bu kaynaklardan alarak bir şahsiyet ve nesil inşa etmek gerektiği bildiriliyor.  

Burada kastedilen Kur’an’dan kendi başına hüküm çıkarmaya, ahkam kesmeye kalkışmak, sanki Kur’an kendisine indiriliyormuş da ondan önce kimsenin haberi yokmuş gibi davranmak değildir elbette.

Öyleyse yapmamız gereken;

Kur’an’ı bir hidayet kitabı olarak anlayarak okumak, nasıl uygulanacağını Kitab’ın kendisine indirildiği Rasulullah’ın hadis ve sünnetiyle birlikte anlamak, ashabın yaşantı ve açıklamalarıyla birlikte değerlendirmek, onların yetiştirdiği nesil olan tabiinin örnekliğinde, ve sonraki dönem müfessir muhaddis, fakih ve alimlerin birikimiyle birlikte yorumlamak ve hayata uygulamak, başta en yakın çevremiz olmak üzere onlara öncü olmak gayretiyle bunun davetçisi olmaktır.

“İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler onlardır.” 23 diye nitelendirilen gruptan olmak ve “Firdevs cennetlerine varis olmak” 24 ümidiyle…

Eskidikçe güzelleşir bazı şeyler,

Bazı şeyler ne eskir ne yıpranır…

Her zaman taze, her zaman kıymetlidir;

Kuran gibi !

O renktir, kokudur, ahenktir, ruhtur…

Yazısı da eskimez, manası da.

O en yeni eski, O en eskimez yenidir.

Sararırsa sayfa sararır; Ümmü’l Kitap eskimez.

Eskirse diz eskir, rahle eskir, “OKUMAK” eskimez.

Çürürse ona uzanan diller çürür.

Kur’an’ın zamanlar üstü hâkimiyeti,

Akıllar üstü hükmü;

Değişmez, bozulmaz, eskimez.

Ahmet BÜYÜKALKAN

1 Hud 11/1
2 Bakara 2/2
3Cin 72/1
4 Amr b. Vasiler.’den Tirmizi, 2906
5 Sad 38/67
6 Sad 38/87
7 Bakara 2/183
8 Vakıa 56/77
9 Müsned-i Şihab, Kuzai, 538
10 Zuhruf, 43/1-4
11 Furkân, 25/1
12 Hicr, 15/9
13 Nisâ, 4/174
14 Şûrâ, 42/52
15 Bakara, 2/2
16 İsrâ, 17/82
17 Burûc, 85/21-22
18 Zümer, 39/23
19 Yunus, 10/57
20 Al-i İmran, 3/138
21 Nahl, 16/89
22 Sünen-i Darimi, Mukaddime, 29
23 Bakara 2/5
24 Mü’minûn 23/10-11

171

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir