Katliam mı ‘Soykırım’ mı?

Katliam mı ‘Soykırım’ mı?

 Takvim yapraklarının 26 Şubat 1992’de takılı kaldığı zaman dilimi. İnsanlığın sınıfta kaldığı ve cani yüzünü göstermekten bir kez daha çekinmediği mekan, Güney Kafkasya. ‘’613’’…  Sayısı.

106’sı kadın, 83’ü çocuk geriye kalanı erkek olan 613 şehadet, bir o kadar da cennet yolcusu. Kaçını tanıyoruz, kaçı için avuçlarımızı açıp bir Fatiha okuyabildik ? Hani Türküz ya her yerde göğsümüzü kabartarak söyleyebiliyoruz Türk olduğumuzu. Peki, ne kadar Türk’üz ?  Damarlarımızda akan kan aynı iken kardeş ülkemize yapılan zulmü duyuramayacak kadar mı? 

Bizlerde var olup eleştirilmesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer mesele : Bir mecliste konu Osmanlıdan açıldı mı herkes bi ah çeker ‘nerde o eski güç, eskiden atalarımız 3 kıtanın 7 denizin hakimiydi ama yakındır biz de ‘Turan’ı’ gerçekleştireceğiz diye söylenip dururuz.’’ Burada eleştirilmesi gereken kısım tabi ki de hayalini kurmuş olduğumuz ‘Turan’ fikri değildir, asıl husus böyle bir fikri gerçekleştirme umuduyla yaşarken nasıl da 613 tane candan bihaber oluruz ! Bu sayı ki kardeş ülke dediğimiz Azerbaycan’ın canından 26 Şubat günü, Hocalı’da 613 kişinin ayrılması. Bu ayrılığa neden olan da bir vakit Osmanlı’da millet-i sadıka unvanıyla bilinen ermenilerin olması. Sadık olan nasıl olur da hain olur ?

Ermeniler, Osmanlı devletinde huzur içinde yaşarken 19. yüzyılın sonlarına doğru özellikle Çarlık Rusya’nın enjekte ettiği zehirli milliyetçilik duygusuna kapılıp Osmanlı’ya karşı çıkmaya başladı ve ilk bağımsızlığını Berlin Antlaşmasıyla 1878’de elde etti.

Bununla yetinmeyen sonradan görmeler dahasını da istedi, Güney Kafkasya ve Elviye-i Selâse dediğimiz Batum, Kars ve Ardahan. Öncelikli hedefi Güney Kafkasya’da hakimiyet kurmak olan Ermeniler, Azerbaycan’ın topraklarını işgal edip canice katliamlar gerçekleştirdi. Bunun en somut örneği de Hocalı Katliamı, bir gecede şehit edilen yüzlerce insan ve arkasına sığınılan şey ise ‘kendi topraklarımızı korumak için yaptık’ denilmesi. Acziyetin en büyüğü, yaptığını üstlenememek ve tarihten kendine hak payı çıkarmaya çalışmak. Tarih bu savunmayı kabul etmiş olsa gerek ki bu canilerin yapmış oldukları ‘soykırıma’ yalnızca 17 devlet: Evet, bu yapılan bir soykırımdır diyebilmiş. Dünya tarafından görmezden gelinen bu vahim hadise, gelecek için bizi endişelendirmeli çünkü insanlık bahçesine daha nice mezarlar açılacak ve insanlık namına durun, bahçede mezarlık olur mu hiç ! Diye ses çıkarılmayacak. Birçok insan yapılan ve yapılacak olan zulümleri izleyip, boykot edip, lanetlemekle yetinecek. Peki, yetmez mi taşmak için 613 tane can ?

Hocalı Katliamının Önemi Nedir ?

Hocalı katliamı, her ne kadar çoğu devlet tarafından soykırım olarak kabul edilmese de hakikat saklanamaz, üzeri örtülemez. Dahası bu katliamı gerçekleşmiş ve bitmiş bir vakıa olarak görmemek lazım çünkü Hocalı Katliamı; katliamların ne başlangıcı olacak ne de sonuncusu. Ellerine geçecek olan ilk fırsatta tekrardan aynı katliamları yapmakta tereddüt etmeyecek olan canilere fırsat vermemek lazım ! Bu durumda bizlere düşen vazife, sağlam bir tarih şuuruna sahip olup gelecek olan nesilleri tarihleri hakkında biliçlendirmektir. Gerçek şu ki diri tutulmayan zihinler, geçmişten gereken dersi çıkaramayıp geçmişteki dramları tekrardan yaşamaya mecbur kalacaktır.

Rabbim; o gün Hocalı’da canlarını kaybetmiş olan 613 tane şehidimizi, Havz-ı Kevserde onları bekleyen efendimize kavuştursun ve onları, peygamberimizin mübarek avuçlarından abı hayat suyunu içtikten sonra cennetine kabul buyursun.


Kaynakça
* https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/592725
* Dr. Öğr. Üyesi Mehdi Genceli hocanın konferansı

275

Recep YEŞİLKAYA

Genel Koordinatör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir