İlme Adanmış Bir Hayat: Fuat Sezgin

İlme Adanmış Bir Hayat: Fuat Sezgin

Biz Türk milletinin önemli bir kusuru vardır ki o da şudur: Değer görülesi şahsiyetlerin ahirete göçmeye yakın yahut göçtükten sonra farkına varmak. Bunun son ve aziz kurbanlarından biri de çok değerli Fuat Sezgin hocamızdır. İslam bilim tarihine dair çalışmalarının yanı sıra biz Türk ve Müslümanlar adına tarihi bir gayrete girişmiş olan hocamızı nasıl olur da bunca yıl fark edemedik diye hayıflanacağınıza eminim. Bugün siz değerli okuyucularımıza Hocamızın istikameti ve gayreti doğrultusunda bir şuur kazandırabilmek niyetindeyim. Umarım buna vakıf olabiliriz.

Değerli hocamız 1924 Bitlis doğumlu. Doğduğu andan itibaren tahsilat hayatında çok şeyde muvaffak olma başarısı gösteriyor. İstanbul Üniversitesi’ndeyken dönemin saygıdeğer şarkiyatçısı Alman Helmut Ritter’in tüm öğrencileri kaçarken o kalıp çabalıyor ve hocasının tavsiyesi üzerine İslam bilimlerine yöneliyor. Daha sonra İslam Araştırmaları Enstitüsünde doçent oluyor. Ardından takvimler 27 Mayıs 1960’ı gösteriyor ve malumunuz askeri darbe gerçekleşiyor. 146 kişiyle beraber o da üniversiteden uzaklaştırılıyor. Bu olay üzerine hoca hayatında yeni bir merhaleye geçiyor ve Almanya’ya gitme kararı alıyor. Bu karar onun hayatında adeta bir dönüm noktası oluyor. Sanki hiç darbe olmamış, farz edin bir ilim yolculuğuna çıkıyormuş edasıyla hareket ediyor hocamız.  Zaten Almanya’ya giderken şahsi eşyalarının dışında götürdüğü sadece iki bavul dolusu fiş ve belge hocanın hangi zihniyette olduğunu gösterir niteliktedir. Yıllar sonra da bu hicretten hiç üzüntü duymadığını ve kızgınlık duymadığını dile getiriyor. 

Fuat hocanın Almanya’daki hayatı misafir doçent statüsüyle Frankfurt Üniversitesi’nde başladı. Sonraları kendisine profesörlük de verildi. Bu süreçte hoca müthiş bir çalışma içerisine girmişti. 60 yıl boyunca üzerinde çalıştığı ve 13 cilt kaleme aldığı Geschichte des Arabischen Schrifttums (GAS)  kitabının ilk cildini yine burada yayımladı. Bu kitap, aynı zamanda hocanın ilmi kişiliğini öne çıkaran ve bir ömre mal olan önemli bir eserdir.

Fuat hoca bilimsel çalışmalarını yürütmekteki en büyük amacının Müslümanları Batı karşısındaki aşağılık duygusundan kurtarmak, batılılara ise Müslümanların bilime olan katkılarını göstererek onları üstünlük duygusundan uzaklaştırmak olduğunu ifade ederdi. Onun derdi 21.Yüzyıla değin bütün insanlığın geliştirdiği bu bilimler manzumesinde Müslümanların 800 yıllık yaratıcılık merhalesinin bilimler tarihindeki yerini bulmaktı. Bunun sonucunda İslam aleminin kendine karşı yitirdiği hürmeti, güveni ve insanlık tarihindeki yerini hatırlatmayı amaçlıyordu. Bu bağlamda yazdığı eserlerin dışında Müslüman alimler tarafından icat edilmiş eserlerin modellerinin yer aldığı Goethe Üniversitesi bünyesinde ve Gülhane Parkında faaliyete geçirdiği Arap-İslam bilimleri tarihi müzeleri de hoca için çok şey ifade etmekteydi. Müzelerden birindeki ziyaretçi defterinde yine bir ziyaretçi tarafından yazılmış şu cümleler onun bu çalışmalarında amacına ulaştığının net bir göstergesiydi: ‘’Müzeye girerken kendimi küçük biri olarak görüyordum, çıkarken büyük biri olarak çıktım.’’ 

Hocanın bir bilgiye ulaşmak için gösterdiği gayret bizler için örnek alınasıdır. 60 kadar ülkeyi gezmiş, yüzlerce kütüphanede yüzbinlerce cilt dolusu kitap ve yazma eser incelemiştir. Dünyanın birçok kütüphanesinde yer alan el yazmalarına dokunmak, okumak, incelemek ve bazen bir makale için kilometrelerce yol kat etmek ve bunu da hiç yorulmadan, usanmadan yapmak az bir şey değildir. Hocanın bir diğer temel gayesi de dünya bilimine katkı sağlamaktı. Bu amaç doğrultusunda öğrenmiş olduğu 27 dil, kaynakları anadilinde okumasını ve eserlerine doğru bir şekilde tatbik edebilmesini sağlamıştır.  Enstitü bünyesinde neşrettikleri 1400 cilt kitap da eserlerinin içini dolduran bir diğer unsur olmuştur.

Fuat Hoca’nın asırlık ömrüne refakat eden bu çalışma azmine erişmek elbette çok zor ancak bizlere verdiği tavsiyeler doğrultusunda belki taklit edilebilir. Biz Müslümanlar mütemadiyen yol alıyoruz. Hareket noktası yanlış olunca da yanlış yere varıyoruz. Evvela insan düşüncesindeki, insan medeniyetindeki yerimizi bulmakla başlayacağız işe. Sonra, tembellikten azledilmemiz gerekir. Hoca kendi ifadesiyle 17 saat çalıştığını söylüyor. Sabah 7.30’da enstitüye ilk giden o, saat 18.00’da enstitüden son çıkan yine o. Bitiyor mu, hayır. Enstitüden çıkıyor, evde çalışmaya devam. Allah hocamızın çalışma aşkını hepimize nasip etsin diyorum.  Masa başında oturmamızı ve okumamızı tavsiye ettiğini görüyoruz. Tabi bu okuma esnasında hem bedenen hem de ruhen masada olmak icap ediyor. Biz Türklere dert olan dil korkusunun üzerine gidilmesi gerektiğini ve korkulacak herhangi bir şeyin olmadığını söylüyor. ‘’Tekamül kanunu’’na dayanarak ‘’iki günü birbirine denk olan ziyandadır’’ hadisine dikkat çekiyor ve rehber gösteriyor. Ve tüm bunları yaparken gerçek bir zühtün yani dünya niyetlerinden feragat edebilmenin önemine vurgu yapıyor. Ara sıra kendisinin de dinlenmek istediğini ancak hemen aklına vaktin geçtiğini getirdiğini, kendine nasıl zaman tanıyabilirsin diyerek kendine kızdığını ve hemen dinlenmeyi bırakıp kendisini yazmaya zorladığını söylüyor. Zaman, hoca için son derece önemli bir mefhum. Bununla ilgili de şunları söylediğini görüyoruz: ‘’Zamanın Allah’ın bize verdiği büyük bir nimet olduğunu unutuyoruz. Benim çalışma yılım 365 gündür. Haftam yedi gündür. Ben Cumartesi, Pazar günü bile sabah saat 7.30’da enstitüdeyim. Bilim adamlarından buna yakın çalışma beklerim. Eğer böyle yapamazsak modern cumhuriyetimizi, modern ülkemizi kalkındıramayız. Zamana değer vermek çok önemlidir. Zamana hakim olmak lazım.’’

Nihayetinde hocamız 30 Haziran 2018’de ebedi dünyaya irtikal etti. Geride bıraktığı onca eser, kurulmasına öncülük ettiği müzeler bizlere bıraktığı büyük miraslardandır. Ancak en büyük mirası doğu-batı arasında kurmuş olduğu köprüdür. Avrupalı oryantalistler tarafından söyledikleri dikkate alınmasından sebep Batının da Müslümanlara bakış açısı bu süreçte değişmiş ve daha da değişecektir. Bugün biz Müslümanlar bilim sahnesindeki yerimizin farkına varabildiysek bunda Fuat hocanın gayretlerinin rolü büyüktür. Çalışmaları biz Müslümanları her daim gururlandıracaktır. Kendisine bu yazın vasıtasıyla da Allah’tan rahmet diliyorum. Umarım bizler Fuat Sezgin hocanın bir ömür içinde bulunduğu bu çalışmaların üstüne koya koya ilerleriz ve kadim medeniyetimize layık bir şekilde ilim dünyasındaki sancağı geri alırız.

Taha PİNAL

KAYNAKÇA

1- Bilim Tarihi Sohbetleri/ Sefer Turan/Pınar Yayınları/2019

91

Taha PİNAL

Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi/Makine Mühendisliği

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir