Hadi Yola Devam be Usta

Hadi Yola Devam be Usta

Allah’a (c.c.) hamd Rasulüne (sav) salat ve selam olsun.

Geriye dönüp baktığımda o kadar çok yanlışım olmuş ki. Sayamıyorum. İnsanları defalarca hayal kırıklığına uğrattım. Peşimi bırakmayan yanlışlara mütemadiyen devam etmemem gerektiğinin farkındayım. En zoru da bu. Onları meşrulaştıramam, onlar yokmuş gibi davranamam.

Farkında olmak… Günün sonunda ne olursa olsun hatalarım beynimi ve kalbimi kemiriyor. Gülsem de ağlasam da hep aklımdalar. Zayıflıklarımla, zaaflarımla mücadelenin zorluğu ve giriftliği karşısında en büyük sığınağım dua. Dua beni rahatlatıyor. “Allah’ım yaptıklarımın şerrinden ve yapmadıklarımın şerrinden sana sığınırım.”

Karamsar değilim bilakis umutluyum. Hatta hayat doluyum. Çünkü hayat umuttur. Umut deyince aklıma çocukluğum gelir. Nitekim Umutlu olmayı çocukken öğrendim. Mehmed Efendi’de; nam-ı diğer Uzay Camii’nde.  Geceleri heyecandan uykumu kaçıran biricik camiim.  Çocukları mutlu etmek isteyen insanların mekanı… Allah’ın izniyle hayatımın sonuna kadar okuyacağım Fatiha’yı, İhlas’ı, Kevser’i, İnşirah’ı orada öğrettiler bana. Bu bir yana dursun, aslında onlar yaşıyorlardı ve birbirlerine güler yüzle sarılıp selamlaşıyorlardı. Bana çikolata, kek, meyve suyu ikram ediyorlardı. Pazar sabah 9’da menemen yapıyorlardı. Muhakkak ki dayanakları şu hadis-i şerif olmalı:  “Peygamber efendimize (asm) İslamın en hayırlısı hangisidir, diye sorulduğunda, “insanlara yemek yedirmen ve tanıdığına tanımadığına selam vermendir” diye cevaplamıştır.

Saatlerce benimle top oynayıp, güreşip, boğuşuyorlardı. Bir çocuğa saatlerini vermek, onunla ilgilenmek… Niye ki?.. Sanırım beni onlar gibi kimse sevmeyecek. Hüseyin, Enes Recep,Salih, Oğuzhan, Emre, Cemal, Abdullah, Harun, Abdurrahman, Fatih, Mert, Mustafa, Şakir, Safa, Numan, Engin, Abdüsselam, Bilal… ve adını sayamadığım pek değerli ve şerefli çetin insanlar, ağabeylerim… Unutmayın şahidim. İslam’ı siz sevdirdiniz bize ve “umudunu kaybetme” demeyi siz öğrettiniz bana. Hey gidi 2008 yaz Kur’an Kursu’nun rahlelerinin kokusu, hey gidi 2009 yılı öğrenci evinin gazete kağıtlarıyla sofralar kurulduğu küçük ama mütebessim odası, hey gidi 2010 yılı… Mavi Marmara’yı karşılamaya giderken beni saatlerce sırtında taşıyıp, tekbir çekmeyi öğreten yakışıklı adam; saniyede gizlenen asır gibi kalbimdesiniz.

Kendimi defalarca rezil etmeme rağmen benden vazgeçmeyip yeri geldiğinde beni bir güzel sarsan, bizi Hakk’a çağıran ve Allah’ın yardımı ile kazandığımız başarıların gizli kahramanı… Sizleri her yerde anacağım, anlatacağım.

Bu çetin ve girdaplı hikayedeki yol arkadaşlarım, güzel kardeşlerim;

Bakın yıllar nasıl da geçip gidiyor. Merhumun dediği gibi “Günler, haftalar, aylar, mevsimler geçiyor. Takvim yaprakları git gide azalıyor.” Ve şu an Allah’ın bize nasip ettiği savaş hiç durmadan devam ediyor. Ne kadar zor değil mi herkesin “büyük büyük adamlar olmak istediği” bir dönemde haddini bilebilmek.

Deseler ki dünyadaki en değerli, en şerefli iş nedir diye,cevabımız Rasulullah (sav)’ın şu mübarek sözündedir. Bir kişinin hidayetine vesile olmak, güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.”

Bu iş basit bir iş değil. Kolay hiç değil. Bizim hikayemizi pek kimse bilmez. Yıllarca hayal kurduğun kişinin yarı yolda bırakması, “doğru düzgün bir iş yap!” diyenlerin seni ve işini değersizleştirmesi, sineye çektiğin çok sert bakışlar, sözler, şeytanın seni alaşağı edebilmek için denediği tehlikeli hücumlar, e bizim de ona karşı çeşitli varyasyonlarımız var hamdolsun. Dedik ya savaşacağız, zaten savaşmadan bir şey yapamayız.

Bu iş için çok çalışmalıyız, zamanımızı sarf etmeliyiz ama daha da önemlisi ekibimizi bu yola inandırmalıyız. Biz çalıştıkça, gayret ettikçe, o beklenen güzel günlerin geleceğine inanıyorum.

Evet farkındayım. Dilim zayıf, kelimelerim eksik, yazım kısacık… Evet farkındayım ama bu niye yazmaktan alıkoysun ki?  Birileri bu şerefli insanların hikayesine ufaktan da olsa dokunmalı. Onlar bisikleti tıkır tıkır giderken bile bisikletini düşünen insanlar.

Yazının son kısmını okuyan kardeşlerimin munzur bir gülüş ile “yine teknik direktör gibi konuşmaya başladın.” dediğini duyar gibiyim. Valla kardeşim ilkokuldan beri takımlarda, turnuvalarda, soyunma odalarında, rakip okulların zorlu deplasmanlarında vaktim geçti. Ne yapayım? Doğal olalım boşver, her şey akışında güzel.

Nihai söz ise; Rabbimden her şeyimi kaybetsem de onları (kendimi) kaybetmemeyi niyaz ederim. Hadi bana eyvallah, ben artık gideyim. Arayan soran olursa selam söyleyin.

 Hadi yola devam be usta!

Abdulkadir Enes KÖYLÜOĞLU

261

Abdulkadir Enes KÖYLÜOĞLU

Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi | İslami İlimler

Hadi Yola Devam be Usta” için 4 yorum

  • Eylül 18, 2021 tarihinde, saat 9:57 am
    Permalink

    Canım kardeşim.. Ne güzel günlere götürdün beni.. Kalemine, yüreğine sağlık.. İnsaAllah o caminin rahleleri de , bahçesi de o günlerdeki gibi bereketlenir 🤲🤲

    Yanıtla
    • Eylül 18, 2021 tarihinde, saat 9:55 pm
      Permalink

      Teşekkürler ablacım 🌹Amin. Bu yazının müsebbibi sensin 🙂

      Yanıtla
  • Eylül 18, 2021 tarihinde, saat 10:05 am
    Permalink

    Seni sen yapanlara selam olsun. Daha da güzeli onları onlar yapan kişileri görmek ve bu silsilenin Hz.Adem’den başladığının farkına varmak. İşte Allah’ın nelere kadir olduğunu fark etmek böyle bir şey. Allah razı olsun.

    Yanıtla
    • Eylül 18, 2021 tarihinde, saat 9:58 pm
      Permalink

      Aslında ne kadar da yakınız değil mi? 🙂 Ecmain

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir