Gaye-i Hayat

GAYE-İ HAYAT

Nev-i beşerin hayat-ı faniyedeki en ehemmiyetli gayesi Yüce Yaratıcı’yı tanıması ve O’ na olan ubudiyetini ifa etmesidir. Bu iki cevher isnad olmayan herhangi bir meşgale malayaniden başkası değildir. Yüce Allah’ı hakkıyla tanıyan bir insan ise onun azametinin karşısında boyun eğeceğini, hiç bir şeyi ona ortak koşmayıp, vahdetine iman edeceğini, inayeti, mağfireti, her türlü matlabını ancak ondan isteyeceğini de bilir. İnsanoğlu her zihayatta olduğu gibi bir gün ölümün kendisinde tahakkuk edeceğini bilir ancak hafıza-ı beşer nisyan ile malumdur. İnsan mevti nisyan edip hayatını idame ettirir. Hayatî hâcetini karşılayan insan canlı olarak yaşamını devam ettirirken ziakıl olması hasebiyle de düşünmeden duramaz. İfa ettiği herhangi küçük eylemi dahi düşünerek gerçekleştiren insan bu hayat-ı faniyedeki mevcudiyetinin sebebini de sorgulaması mübremdir.

İnsana verilmiş tüm eşşiz nimetler sanatkarını tanıyıp teşekkür etmeyi iktiza eder. Teşekkür etmek için öncelikle sonsuz kerem sahibi olan yaratıcıyı hakkıyla tanımak  icab eder. Allah’ı hakkıyla tanımak ise  O’nun eşşiz ve benzersiz mevcudiyetini, vahdetini, tek yaratıcı olduğunu bilmektir.

İmam Kazım (a.s) marifetullahın en alt derecesini şöyle buyurmaktadır:  “Kendisinden başka ilah olmadığını, O’nun bir benzeri ve dengi olmadığını, Allah’ın kadim, sabit (değişmez), mevcut, yok olmayan ve şüphesiz kendisi gibi bir şey bulunmayan bir varlık olduğunu itiraf etmektir.(alıntı)

İmam Sâdık (a.s), kendisine “Resûlullah (s.a.v), Rabbini bir şekilde gördü ve mü’minler de Rabbini cennette bir şekilde görecektir” rivayetini soran Muaviye b. Veheb’e tebessüm ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Muaviye! Yetmiş veya seksen yıl Allah’ın mülkünde yaşadığı ve nimetlerinden istifade ettiği halde, Allah’ı hakkıyla tanımaması bir insan için ne kadar da çirkindir.”(alıntı)

İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur:

Adamın biri Allah Resûlü’nün (s.a.a) huzuruna geldi ve şöyle arz etti: “İlmin başı nedir?”
Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah’ı layık olduğu şekliyle tanımaktır.”
O şahıs şöyle arz etti: “O’nu hakkıyla tanımak nedir?
Allah Resulü şöyle buyurdu: “O’nu eşsiz ve benzersiz bilmen, O’nu tek yaratıcı, güçlü, ilk, son, aşikâr ve gizli bir ilah olarak bilmen ve O’nun bir dengi ve benzeri olmadığını kabul etmendir. Allah’ı hakkıyla tanımak işte budur.”(alıntı)

Mezkur rivayetlerden de mefhum olunduğu gibi hayat-i fanideki insanın ilk gayesi ve vazifesi Yüce Allah’ı hakkıyla tanımasıdır.

Diğer ana gaye olan yaratıcıya karşı ifa edilen  ubudiyet ise O’nun emirlerine ve nehiylerine uymaktır. Nitekim Kur’an-ı Azîmüşşan Zâriyât Suresi 56-58. ayetlerinde Yüce Allah “  Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım. Onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istiyor değilim. Şüphesiz rızkı veren, sarsılmaz gücün sahibi olan yalnızca Allah’tır.” buyurmuştur. Hayatı, Yüce Allah’ın emirlerine ve nehiylerine uygun  idame ettirmek dünya ve ahiret hayatının miftahı olduğu gibi bu aynı zamanda da O’na şükür etmektir. İnsan nasıl ki mahbub-u fani için her şeyi yapıyorsa mahbub-u ezelinin emir ve nehiylerine uyarak ona olan şükrünü ifa etmiş olur.

Temel olarak bu iki cevheri fehmedip  tahakkuk edeceği eylemlerde buna ihtimam göstererek yaşayan insan, hayat-ı gayesini idrak etmiş olur.

ÜSAME EKİCİ

KAYNAKÇA


Egesel. H. Okan. ‘Allah’ı hakkıyla tanımak budur’. 2021

146

Üsame EKİCİ

Arapça Dil Editörü İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Eğitim Fakültesi/Arapça Öğretmenliği İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi/İslami İlimler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir