A Black Mark in Turkish Politics: 28th February Coup

A Black Mark in Turkish Politics: 28th February Coup

28th February, one of the most embarrassing events in Turkish history, is a postmodern coup that started with a declaration consisting of 18 articles determined by the National Security Council of Turkey. Due to the discourse that hijab is a threat against the secular system, girls who are wearing hijab have been banned from university entrances. This discourse of threat and an idea that became a classic slogan of secularists ‘‘reactionism is coming’’ were given as justifications for this coup. 

     Furthermore, 28th February was identified as a postmodern coup. Because it had no body but had numbers of diverse components as Ahmet Mercan says (2021). The strong polarization between the government and opposition of the era made the hijab a political tool and suddenly Muslims began to be marginalized in society. In addition to some politicians and some parts of the army, these discriminations and restrictions were supported by some media organizations and some parts of civil society. This abrupt circumstance against the hijabi Muslim women has damaged traumatically Muslim people’s identities and human rights (Şanlı & Coşğun, 2020). 

   Girls deprived of their education rights started to resist the rulers and tried to enter their schools tirelessly every single day. However, the mentality they struggle with was incredibly outdated; the rector of Istanbul University in that era and one of the symbol names of this process once said: ‘‘Stop any academic studies and just deal with the hijab, which is the most important problem of Turkey’’ (quoted by Işıker, 2011).  At a time when all old systems and ideologies were thought to be useless, and that is why humanity was proceeding from the modern period to the postmodern as it was claimed, there was no logical explanation for such an absurd restriction. 

   Hijabi girls never gave up, they strived to have back their incontestable education rights. A lot of people from the society supported them with different activities such as sit-ins, human chain acts, and long walks with holding hands with prayers and tears.  However, these strong solidarities could not stop the injustices. Most of the students had to drop out of their education and left the universities or protracted the process of education. Rulers’ cruel implementations such as persuasion rooms, invalidating the exams, or threatening caused to lose students’ many critical years for their careers and to damage them psychologically. Unfortunately, this relentless persecution lasted until around the 2010s and the time that passed in this process remained a material and moral loss for everybody. 

   And today, victims of this coup are everywhere, they have graduated from universities successfully albeit late and they are working in diverse sectors without any separation among the humans as they deserve. Finally, at the end of everything, this inevitable question was asked to them: ‘‘What about the passing time full of pain, troubles, and losses?’’ They answered: ‘‘We left the reckoning to the hereafter.’’

Türk Siyasetinde Kara Bir Leke: 28 Şubat Darbesi

 Türk tarihinin en utanç verici olaylarından biri olan 28 Şubat, Türkiye Milli Güvenlik Kurulu tarafından belirlenen 18 maddelik bir bildiri ile başlayan postmodern bir darbedir. Başörtüsünün laik sisteme karşı bir tehdit olduğu söylemi gerekçesiyle başörtülü kızların üniversitelere girişi yasaklanmış, bu tehdit söylemi ve  zamanla laiklerin klasik bir sloganı haline gelen ‘‘ irtica geliyor’’ düşüncesi bu darbenin gerekçeleri olarak sunulmuştu.

   28 Şubat postmodern bir darbe olarak tanımlandı, çünkü Ahmet Mercan’ın da söylediği gibi onun gövdesi yoktu ama her taraftan bileşenleri çoktu (2021). Dönemin hükümeti ve muhalefet arasında yaşanan güçlü kutuplaşma başörtüsünü siyasi bir araç haline getirmiş, Müslümanlar birdenbire toplum içinde ötekileştirilmeye başlanmıştı. Bazı politikacılara ve ordunun bir bölümüne ek olarak bazı medya kuruluşları ve toplumun bir kısmı da bu ayrımcılık ve kısıtlamaları desteklemişlerdi. Başörtülü müslüman kadınlara karşı gelişen bu ani durum Müslümanların kimliklerine ve insan haklarına travmatik zararlar verdi.

   Eğitim hakları ellerinden alınan  başörtülü kızlar direnmeye başladılar ve her gün bıkmadan usanmadan okullarına girebilmeyi denediler. Fakat mücadele ettikleri zihniyet resmen çağ dışıydı, öyle ki 28 Şubat sürecinin önemli isimlerinden olan dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü ‘‘bu dönemde ilmi çalışmaları bırakın, Türkiye’nin en önemli problemi olan türban ile uğraşın’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı. Eski sistem ve ideolojilerin artık işlevsiz olduğu düşünülen ve bu sebeple insanlığın modern dönemden postmodern döneme ilerlediği iddia edilen bir zamanda böyle saçma bir kısıtlamanın hiçbir mantıklı açıklaması yoktu.

   Başörtülü kızlar hiç pes etmediler, doğal hakları olan eğitim hakkını geri kazanabilmek için canla başla mücadele ettiler. Halktan birçok kişi de onların oturma eylemlerine, insan zincirlerine, el ele tutuşup yaptıkları uzun yürüyüşlerine katılarak dualarla ve gözyaşlarıyla  destek verdi. Ne yazık ki bu güçlü dayanışma da yapılan haksızlıkları durduramadı. Öğrencilerin çoğu okulu bırakıp üniversitelerinden ayrılmak veya eğitim sürelerini uzatmak zorunda kaldı. Yöneticilerin ikna odaları, sınavların iptali ve tehdit etme gibi korkunç uygulamaları yüzünden öğrenciler gelecek kariyerlerinin en kritik yıllarını kaybetmekle birlikte psikolojik olarak da pek çok zarar gördüler. Bu acımasız zulüm 2010 yıllarına kadar sürdü ve geçen onca zaman herkes için maddi ve manevi bir kayıp olarak kaldı. 

   Bugün ise darbenin mağdurları her yerde, üniversitelerden gecikmeli de olsa başarıyla mezun oldular ve farklı sektörlerde hak ettikleri biçimde hiçbir ayrıştırma olmadan mesleklerini icra ediyorlar. Her şeyin sonuna gelindiğinde ise, ister istemez kendilerine şu soru soruluyor: ‘‘Peki ya acıyla, kederle, kayıplarla dolu geçen onca zaman ne olacak?’’ Onlar da şöyle cevap veriyorlar: ‘‘Biz hesaplaşmayı ahirete bıraktık.’’


References / Kaynakça

* ŞANLI, A. S., & COŞĞUN, B. Yeni Toplumsal Hareketlerin Yeni Aktörleri: 90’li Yıllar Türkiye’sinde Başörtülü Öğrencilerin Mücadelesi. Mukaddime, 11(2), 382-409
* MyMecra, TANIK – Bir 28 Şubat Belgeseli (Belgesel), 2021
* Ülke TV, 28 Şubat Hatırlatması Özgürlük Zinciri (Belgesel), 2016


346

Hacer KARAPINAR

İbn Haldun Üniversitesi İslami İlimler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir